31 Ocak 2013 Perşembe

Jean-Claude Van Damme


Chuck Norris ile başladığımız kare as bölümüne bir diğer aksiyon ve dövüş ustası Jean-Claude Van Damme ile devam ediyoruz. Van Damme Amerikan sineması içerisinde kimi zaman yüksek bütçeli prodüksiyonların, kimi zaman da görece mütevazi filmlerin oyuncusu oldu. 80'lerin sonundan 90'ların ortasına kadar oldukça popüler bir kişilik olan Van Damme, sonradan biraz düşüşe geçti ancak günümüzde halen veteran aksiyon yıldızı kontenjanının en aranan adamlarından biri. The Expendables 2 ile tekrar adından sıkça söz ettiren Van Damme, her daim uçan ve döner tekmesiyle hatırlanacak kült bir figür. Şimdi onu filmografisinin  özel bulduğumuz dört filmi ile ele alalım.

Cyborg 

Van Damme’ın filmografisindeki Universel Soldier ve Time Cop ile beraber bilimkurgu halkalarından biri olan Cyborg, Van Damme'ın sinemadaki popülaritesinin artmasını sağlayan, çıkış filmlerinden birisidir. Oldukça ilgi çekici bir konuya sahip olmasına karşın, senaryosu diğer Van Damme filmlerinde olduğu gibi biraz basit temeller üzerine kurulmuştur. Post-apokaliptik bir dünyada insanlar açlığın yanı sıra salgın bir hastalığın da pençesinde hayat mücadelesi vermektedir. Kurtuluşun çaresi Pearl isimli bir robotun beyin hücrelerinde gizlidir oysa Pearl, bu kaosdan güç alarak büyüyen Fender’in (Vincent Klyn) yönettiği bir grup caninin elinde tutsaktır. Ailesi Fender tarafından öldürüldüğü için intikam ateşiyle yanıp tutuşan Gibson (Van Damme), aynı zamanda Pearl’ü kurtarıp insanlığın yaşama umudunun devam etmesini sağlayacaktır. Cyborg, esasında insanlığın kötü yüzünü anlatan bir film. Van Damme'ın karısının ve çocuğunun intikamını almak için ölümden geri döndüğü ve yine başka hayatları kurtarmak için kendi hayatını hiçe saydığı kült bir bilim kurgu filmi diyebiliriz.

Hard Target 

John Woo’nun Hong-Kong’dan Hollywood sinemasına transfer olduktan sonraki ilk işi olan Hard Target, Van Damme için de kariyerinin henüz düşüşe geçmeden önceki son zirve performanslarından biridir. John Woo’un bütün stil hünerlerini sergilediği filmde, bir mafya örgütünün evsiz insanları para karşılığı kandırarak, zengin insanlara zevk uğruna avlatması konu ediliyor. Bir gün şehre kayıp babasını aramaya gelen Natasha (Yancy Butler) daha sonra babasının aynı bu şekilde öldürüldüğünü öğrendiğinde ona yardım edecek olan Boudreaux’den (Van Damme) başkası olmayacaktır. Hard Target, özellikle uçuk aksiyon sahneleri ile ön plana çıkan bir film. John Woo kimi sahnelerde stil anlayışını biraz abartmış diyebiliriz. Kamerayı dümdüz kullanmayı seven bir isim değil Woo ama bazı sahnelerdeki aşırı ağır ve yakın plan çekimler filmin seyir zevkini biraz düşürüyor. Her şeye karşın John Woo gibi bir aksiyon üstadı ile Van Damme gibi bir dövüş ustadının ortaklığı her türlü ilgiyi alakayı hak ediyor.

Death Warrant 

Van Damme'ın neredeyse tamamı hapishanede geçen polisiye filmlerinden biri olan Death Warrant, 1990 yapımı bir Deran Sarafian filmi. Hapishane atmosferi kendinden dört sene sonra çekilecek olan The Shawshank Redemption'ı anımsatıyor, konu olarak ise 1997 yılında çekilen Face Off filmiyle epey ortak nokta bulunabilir. Her iki filminde bu açıdan Death Warrant'ten beslendiği fikrine kapılmamız epey kaçınılmaz. Gerçi bahsettiğimiz bu filmlerin popülaritesine de pek ulaşamadı Death Warrant. Filmde Burke (Van Damme) işinde oldukça başarılı bir dedektiftir. Azılı suçluların yer aldığı ve son zamanlarda sıradışı cinayetlerin yaşandığı bir hapishaneye suçlu kılığında girerek, olayı çözümlemesi istenmektedir. Burke hepsi birbirinden psikopat suçluların ve acımasız gardiyanların yer aldığı hapishanede bu seri cinayetleri çözmesi o kadar da kolay olmayacaktır. Van Damme'ın az ama öz dövüştüğü filmlerden biri olan Death Warrant daha çok gerilim ve polisiye yönleriyle ön plana çıkıyor. Senaryo çok ilginç olmasa da Van Damme'ı biraz daha farklı görmek açısından ilgi çekici bir film. Özellikle yan oyunculuklar epey başarılı. Gardiyan rolünde Art Lafleur ve Van Damme'a hapisahanede yardım eden siyahi adam Hawkins rolünde Robert Guillaume filmde öne çıkan diğer oyuncular.

The Quest 

Van Damme'ın aynı zamanda yönetmen koltuğunda olduğu 1996 tarihli The Quest, Van Damme'in Kickboxer veya Bloodsport filmleri kadar ses getiren bir dövüş filmi olmasa da, onun oyunculuğunun yanında yönetmen olarak da performansını görmek açısından oldukça dikkat çekici. Film 1920'li yıllarda geçiyor. Sokaklarda kimsesiz çocuklarla beraber hokkabazlık ve yankesicilik yaparak geçinen Dubois (Van Damme) günün birinde polislerden kaçtığı sırada yüksek bir yerden atlar ve okyanus aşırı bir geminin içine düşer. Uyandığında Amerika'dan çok uzaklardadır ve korsanlara esir düşmüştür. Kader onu zaman içerisinde kayıp şehirdeki, ödülü altından yapılma bir ejderha heykeli olan uluslararası bir dövüş turnuvasına sürükleyecektir. Film senaryo ve kurgu açısından gözle görülür zayıflıklar içerse de, özellikle komitedeki dövüş sahneleri ve milletler arası kapışmaları seyretmek epey zevkli. Başta da belirttiğimiz üzere Van Damme'ın pek dişe dokunur işlerinden biri olmasa da, 90'lı yıllarda özellikle kanal d'nin pek çok kez yayınladığı bu film, muhtemelen Türk izleyicisinin hafızasında en net hatırlayacağı Van Damme filmidir.

yazan:faust116

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder