24 Ağustos 2011 Çarşamba

Senna


"Brezilya dışında dünya şampiyonasında yarışmak için Avrupa'ya geldiğimde yıl 1978'di. Bize orada saf yarışçılığı, saf mücadeleyi öğrettiler. O zamanlar politikalar yoktu. Kazanana para da verilmiyordu. Gerçek yarışçılık oydu."
Ayrton Senna

Michael Jackson öldüğü zaman bu blogda onun hakkında bir yazı yazmıştım. Yazının altına 'burada sinema dışında yazılmış olan ilk ve son yazının konusu da ondan başkası olamazdı' diye not düşmüştüm. Bu istisnayı ancak onun gibi alışılmışın dışında başka bir efsane bozabilirdi. Her ne kadar bu yazı Senna filmi üzerine yapılmış bir inceleme gibi dursa da aslında Ayrton Senna için yazılmış bir saygı yazısıdır.


1994 yılında San Marino Grand Prix'inden trajik bir kaza ile yaşamını yitiren Ayrton Senna ismi 80’lerin ortasında doğmuş nesil için biraz kulaktan dolma bilgilerden ibarettir. Onun hep efsane bir pilot olduğundan bahsedilir. Kariyeri boyunca üç şampiyonluk ve kırk bir tane yarış birinciliği olan bir ismin nasıl olur da yedi şampiyonluk ve doksan küsür yarış kazanan Schumacher’e göre daha fazla saygı duyulup efsane kabul edilir, buna genel olarak 90 kuşağı Formula 1 severler olarak anlam veremezdik. Bu yargının oluşmasında biraz da Senna efsanesinin sonraki kuşaklara aktarımının hep eksik ve tek ağızdan olmasıdır. Kapsamlı bir belgesel ve film çalışması günümüze kadar doğru düzgün yapılamamıştır. Asif Kapadia bu eksikliği görmüş olacak ki, Universal ve Studio Canal gibi iki büyük film şirketinin de desteğini alarak ortaya 2010 yılı yapımı müthiş bir Senna belgeseli çıkarmış. Onun sayısal rekorlar kıran bir efsaneden öte mücadeleci ve her daim kazanmayı arzulayan müthiş bir insan olduğunu görüyoruz. Gerektiğinde aracını sağa çekip kaza yapan bir pilotun yardımına koşacak kadar insani bir kişiliğe sahip. Sadece bunlar değil elbette. Oldukça duygusal, halkı için yardım sever ve duyarlı kişiliğini de bu belgesel sayesinde öğreniyoruz.


Belgesel için röportajlarına başvurulan kişiler de oldukça doğru seçilmiş. Senna’nın spor hayatı içerisinde yer alan oldukça önemli kişiler bunlar. Üç şampiyonluk yaşadığı McLaren Honda’nın takım patronu Ron Dennis, eşsiz bir rekabet yaşadığı takım arkadaşı Alain Prost, onun birçok yarışını anlatan spikerler ve onla defalarca röportaj yapmış olan muhabirler belgeselin anlatıcı kısmını oluşturan önemli kişiler. Ayrton Senna’ya ait epey bir arşiv görüntüsü de belgeselde yer alıyor. Senna hakkındaki eksik gedik bilgilerinizi bir kenara bırakıp baştan sona kendinizi bu belgesele bıraktığınızda kendinizi sanki varolmayan bir ülkenin efsanesini tanımış kadar dolu hissediyorsunuz.


Belgesel genel olarak tarafsız ve net bir üslupla Senna’yı ele alsa da kimi yerlerde özellikle Senna’nın bana göre de haksız bir şekilden elinden alınan 1989 yılındaki Japonya Grandprix'indeki birinciliğinde Prost’a karşı epey bir antipati ve öfke duyuyorsunuz. Bir yarış düşünün ki ancak birinci olduğunuzda şampiyon olma iddianızı sürdürebiliyorsunuz. Yarışı da Prost önde götürüyor. Senna tam Prost’u sollayacağı sırada Prost erken bir hamle yaparak direksiyonu Senna’nın önüne kırıyor. Böylece iki araç birbirine çarparak pist dışına çıkıyor. İki pilotunda yarış dışı kalması şampiyonada lider pozisyonda bulunan Prost’un şampiyon olması demek. Prost aracını terk edip pit alanına giderken Senna ise ısrarla arabasında kalıp tekrar yarışa dönme derdindedir. Pist görevlileri tarafından itilen aracı daha sonra yarışa sokulur. Bunu gören Prost ufak çaplı bir şok geçirmiştir ve bu durumu tartışmak için hakemlerin olduğu tarafa doğru gitmektedir. Senna ise kırılan ön panelini değiştirmek için pit alanına girer. Ancak kaybettiği zamanlardan dolayı on bir saniye kadar geriye düşmüştür. Birincilik dışında hiçbir şeçeneği olmayan Senna inanılmaz bir atak yaparak yarışı birinci bitirir. Ancak daha sonra kaçış alanından piste çıktığı için kural ihlalı yapıldığı iddia edilir. Halbuki daha önce bu konuda herhangi bir ceza verilmemiştir. Bunun üzerine Senna yarıştan diskalifiye edilir. Böylece Prost şampiyon olmuş olur. Bu moral bozucu durum sonrası Senna sezonun son yarışı olan Avustralya Grand Prix'ini protesto edip katılmamıştır.

Senna & Prost

Belgeselin benim en çok dikkatimi çeken ve hafızama kazınan yeri ise Senna’nın 1989 yılbaşı gecesi katıldığı bir programın gösterildiği kısımdır. Burada bayan sunucu Xuxa (kendisi o dönem Senna'nın sevgilisiydi aynı zamanda) Senna’yı her öpüşünde bir senenin daha iyi geçmesini diler. Sırayla 1989,1990,1991,1992 ve 1993 senelerinin iyi geçmesini dileyerek Senna’yı öper. En son 1993 yılının iyi geçmesini dileyerek sonlandırır öpücüklerini. Nitekim Senna 1994 yılında ölmüştür. Elbette bu sadece çok acı bir rastlantı. Ancak yine de insanın garip bir hüzne kapılmasına vesile oluyor bu sahne. Aşağıdan seyredilebilir.


Daha önce filmin Prost’u biraz kötü adam durumuna düşürdüğünden bahsetmiştim. Ancak filmin sonlarında Prost’un Senna’nın ölümüne verdiği tepkiyi ve cenazedeki durumunu görünce aslında her şeyin sportif bir rekabetten ibaret olduğunu anlıyoruz. Senna ve Prost birbirlerine yoğun saygı besleyen iki büyük pilot sonuçta. Zaten Senna’nın ölmeden evvel kötü geçen Williams günlerinde bir yarış essanısında ekranlara “seni özlüyorum Prost” diye yazdırması da bu rekabetten aslında keyif aldığının da bir göstergesi. İnsanların çaresiz ve zayıf olduğu dönemde bir zamanlar yoğun mücadele ve çekişmelere girdiği rakibine bile özlem duyabileceğinin kanıtı aslında bu durum.

Bunun dışında filmin en etkileyici kısmı Senna’nın ölüme doğru gittiği araç içerisinden izlenen o son tur. Senna’nın birkaç saniye sonra tamburello duvarı denen yere çarpacağından habersiz müthiş bir hız ve kararlıkla aracının sürüşünü izlemek tarifi zor bir hüzün veriyor insana. Ardından gelen cenaze sahnesinde dostlarının geçmiş mutlu günlerden kalan görüntüleri eşliğinde onun tabutunun üstündeki kaska dokunduğu sahnede yine çok dokunaklı.



Senna, tarih boyunca spordaki başarılarına karşın siyasi olarak hep karmaşa ve yokluk görmüş Brezilya’nın bir halk kahramanıydı. Onun ölümü birçok Brezilyalının hayata tutunma ve ondan ilham alma gücünü de eksiltmiş oldu. Aynı sene birkaç ay sonra gelen dünya kupası şampiyonluğu belki de onlar için büyük bir teselli ve mutluluk olmuştur ama Senna’nın Brezilyalıların kalbinde her zaman çok farklı bir yeri vardır. Ölümünden sonra kardeşi tarafından kurulan ve Prost’un da yönetici olduğu Ayrton Senna vakfı milyonlarca Brezilyalı çocuğun okumasını sağlamıştır.

Sonuç olarak Senna, bana göre sinema tarihinin yapılmış en anlamlı ve güzel belgesel filmidir. Bu belgeseli seyretmek için illa Formula 1 hayranı ya da bir sporsever olmanız gerekmiyor. Aklını ve duygularını çok güzel şekilde harmanlayan, hep bir mücadele ve hırs içinde olan eşsiz bir adamın hikayesini görmek için oturup seyredilmesi gereken muhteşem bir yapım.

yazan:faust116

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder